England’ın Milliyeti Nedir? Bir Genç Yetişkinin Gözünden
Hayal Kırıklığının Dondurduğu An
Saat sabahın altısı, pencerenin perdesi biraz aralanmış. Kayseri’nin dağlarından esen serin rüzgar, uykumun hafif kırıntılarını silip atarken ben, bu sabah da bir kez daha İngiltere hakkında düşünmeye başladım. Gece rüyamda, uzun zamandır görmek istediğim bir yeri gezdim. Ama bu, gerçek değildi. Hiçbir zaman gerçek olamayacak kadar uzak bir yerdi. İngiltere… O büyük ülkenin milliyeti, kültürü, dilinden, giyiminden, yemeklerine kadar her şeyin bir arada olduğu, diğer milletlerin arasında ayrı bir yerde duran bir kimlikti.
O kadar karmaşık, o kadar baş döndürücü ki… Ne kadar üstüne gitmeye çalışsam da her zaman biraz daha bulanıklaşıyor. Milliyet meselesi denince birinin kimliği hemen şekillenir. Ancak İngiltere’nin milliyeti nedir sorusu, adeta kimlik arayışında olan bir genç gibi cevap bulmaktan çok uzak.
Düşüncelerimin içinde kaybolurken birden, yıllar önce okuduğum bir hikaye aklıma geldi. Bir sabah uyanıp İngiltere’yi düşleyen biri vardı, bir gezgin. Gözlerinde bir ışık vardı, ancak o ışık giderek sönüyordu. Onun kimliği, kalbinin atışları, şehrin insanları, geçmişi, öne çıkan tarihi figürleri, gelenekleri bir araya gelip onu tanımlamaya yetmiyordu. İşte o anda hissettiğim o karmaşık duyguları anlamak için biraz daha derinlere inmem gerektiğini fark ettim.
Sadece Bir Yerlisi, Bir Kaçak mı?
Bir sabah Kayseri’nin sıcak güneşinde yürürken, bu defa gözlerim İngiltere’deki o gencin bakışlarını arıyordu. Birbirinden uzak, birbirine benzemeyen milyonlarca insanın bir arada yaşadığı bu dünyanın dışında, bir tek yerde birleşen bir kavram vardı: milliyet. Fakat bu kavramın zaman içinde nasıl sarsıldığını, altüst olduğunu görmek bana hep garip gelmiştir.
Hayal kırıklığımı anlatabilmem için bir örnek vermek gerekirse: Kayseri’deki hayatımda, birçok arkadaşım benim gibi farklı kültürlerden gelmişti. Her birinin arkasında farklı bir miras, farklı bir hikaye vardı. Kimisi Karadenizliydi, kimisi Adanalıydı, kimisi Türk’tü… Ama bu kimliklerin hepsi, insanın kendine ait bir parçasıydı.
Oysa İngiltere’nin milliyeti, kendini nasıl tanımlayacak? İşte bu, gerçekten cevapsız bir soruydu. Birçok insanın dilinde bir adı vardı: İngiliz. Ancak İngiltere’ye gitmeden önce o kelimeyi duyduğumda bana fazlasıyla soğuk, uzak, belki de gizemli geliyordu. Sadece İngiltere’den gelen kişiler değil, kendi topraklarımızda da bu kimlik kavramına bakıldığında, kimi zaman dışlanmış, kimi zaman içeri alınmış hissettim. Sonunda bana bu sorunun cevabının belirsizliğini hissettiren şüphe, içimde büyüdü.
İngiltere’nin Gerçek Yüzü
Bir başka düşüncem ise İngiltere’nin tarihini okurken kafamda şekillenen imgelerle ilgiliydi. O büyük eski şatolar, parlamento binaları, taş duvarlar… Tarih boyunca farklı halklar bu topraklarda yaşadılar, ama acaba bugün İngiltere diye bir şey kalmış mıydı? Bu sorunun cevabını, biraz daha duygusal bir bakış açısıyla aramaya çalışıyordum.
Geçen yıl, bir fırsatım olursa diye İngiltere’ye gitmeyi hayal etmiştim. Hatta çok sevdiğim bir arkadaşım da benimle gitmeyi önerdi. Bu fikir beni birden heyecanlandırdı ama o heyecan kısa sürede kayboldu. Çünkü İngiltere’ye dair o kadar çok ön yargım vardı ki… Kültür ve geçmiş, bugünün dünyasında o kadar hızlı değişiyor ki, bu ülkenin kimliğini tanımak bile neredeyse imkansız hale geliyordu.
Ancak bir noktada şunu fark ettim: İnsanlar, nerede olursa olsun, bir ülkenin ya da kültürün milliyetini tanımlamak, sadece tarihsel verilere veya ulusal sembollere dayandırılamaz. Bir ülkenin kimliği, zamanla evrilen, sürekli değişen bir şeydir. Ve her zaman, geçmişle geleceğin kesiştiği bir nokta olarak, insanları bir arada tutan duygu, kültür ve birlikteliktir. Bunu fark ettiğimde, biraz daha umutla, biraz daha ısrarla bir kez daha döndüm İngiltere’nin milliyetine.
Huzuru ve Kimliği Bulmak
Kayseri’deyken bazen bir yolda yürürken, insanlardan birinin üzerinde “London” yazan bir tişört görüyordum. Ya da bir başka zaman, İngiltere’nin bir futbol maçını izleyen gençlerin tezahüratlarını duyuyordum. Yavaşça, bu imgelerle birleşen bir şey vardı: insanın kendini ait hissetme çabası. Kimlik arayışı. Bir yeri sahiplenme, ona ait olma isteği. Ve belki de en önemlisi, birinin kendini o ülkede hissetmesi. Bu, milliyetin en önemli kısmıydı: ait olma hissi.
Bir sabah, Kayseri’nin caddelerinde yürürken, birden düşüncelerim netleşti. İngiltere’nin milliyeti nedir sorusu, belki de her zaman yanıtlanması zor bir soruydu. Ama bu soruyu kendime sormak, bambaşka bir içsel keşfe yol açtı. Kendi milliyetimi, kimliğimi ve kültürümü daha derinlemesine anlamamı sağladı. Kendi kimliğimle barıştım, bu bana huzur verdi. İngiltere’nin milliyeti belki de tam olarak şudur: sürekli değişen, farklılıklarla harmanlanan, ama insanın kalbinde bir yerlerde birleştiren bir kimlik.
Ve bir şekilde, İngiltere de bir zamanlar bu aynı hissi yaşamış olmalıydı. Hangi kültür olursa olsun, bu evrensel arayış… Milliyetin duygusal boyutunu kucakladığında, dünyadaki her yere ait olabilirsin.
Sonuç: Kimlik ve Bağlantılar
Bir gün bir yabancı, İngiltere hakkında ne düşündüğümü sorsa, ona şunu derdim: İngiltere’nin milliyeti, ne sadece köklerinden gelen geçmiş ne de bugünün karmaşık kültürel yapısı… Onun milliyeti, insanların kalbinde sakladığı, yıllar içinde örülen bir kimliktir. O kimlik zaman zaman kaybolur, zaman zaman yeniden şekillenir. Ama bir şey hep sabittir: İngiltere’nin milliyeti, varoluşun kendisiyle bağ kuran bir kimliktir. Hem insanları birleştirir, hem de onları bir arada tutar.
Ve Kayseri’nin caddesinde, sabahın ilk ışıklarıyla, bu düşünceyle içimdeki huzuru bulurum. Her şeyden önce, kendimi ne zaman kaybetsem, hangi toprakta olursam olayım, doğru bir kimlik bulmanın, yerin ve zamanın ötesine geçen bir yolculuk olduğunu anlarım.